DOLAR

49,8331$%-0,01

EURO

55,6035€%0,11

GRAM ALTIN

6.453,30%-0,99

ONS

4.025,81%-1,02

BİST100

%

BİTCOİN

3993377฿%-0.88407

Sabah Vakti a 02:00
Kocaeli ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR 15°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Abdülsamet Güney

Abdülsamet Güney

25 Ekim 2026 Pazar

MADENCİNİN CANI KAÇ LİRA?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hüzünlü kalemimle bu kez bir haberi değil, bir acıyı yazıyorum…

Bazı yazılar vardır, insan yazmak istemez.

Kalem eline gelir ama kelimeler boğazında düğümlenir…

Başlık atmak ağır gelir, cümle kurmak zor gelir…

Çünkü karşınızda yalnızca bir maden faciası yoktur...

Bir babanın yarım kalan hayatı, bir kadının eşsiz kalan ömrü, bir annenin evlat acısı ve babasının tabutuna bakarak büyümek zorunda kalacak çocuklar vardır.

Maden faciasının ardından izlediğimiz görüntüler işte tam da böyleydi.

Göçüğün olduğu yere doğru koşan babalar…

Eşi için çaresizce koşan kadınlar…

Evladının haberini bekleyen anneler…

Ve sonra cenazeler…

Tabutların başında küçücük çocuklar…

Daha hayatın ne olduğunu bile tam olarak anlayamamış, gözleri yaşlı, yüzleri masum çocuklar…

Belki herkes ağladığı için ağlıyorlar.

Belki babalarının neden o tabutun içinde olduğunu anlamaya çalışıyorlar.

Belki de içlerinden hâlâ “Babam birazdan gelecek” diye geçiriyorlar.

İşte insanın yüreğini asıl parçalayan yer burası.

Çünkü bir maden faciası yalnızca yerin altında yaşanmıyor.

O göçük, yukarıda bir ailenin hayatına da çöküyor.

Ve insan ister istemez soruyor:

O ÇOCUKLARIN GÖZYAŞININ HESABINI KİM VERECEK?

BU SADECE BİR İŞ KAZASI DEĞİL

Kâğıt üzerinde bunun adı “iş kazası” olabilir.

Soruşturma açılır.

Raporlar hazırlanır.

Uzmanlar görevlendirilir.

İfadeler alınır.

Ama göçüğün başında bekleyen aile için bunların hiçbirinin ilk anda anlamı yoktur.

Onların tek bir sorusu vardır:

“Benim eşim nerede?”

“Benim oğlum nerede?”

“Babam çıkacak mı?”

İşte o anda insanın karşısında ne mevzuat kalır ne istatistik ne de üretim rakamları…

Sadece sevdiği insanı kaybetme korkusu vardır.

Bu nedenle madencilik meselesine yalnızca “iş kazası” deyip geçemeyiz.

Çünkü kaybedilen yalnızca bir işçi değildir.

Bir baba kaybedilir.

Bir eş kaybedilir.

Bir evlat kaybedilir.

Bir kardeş kaybedilir.

Ve bir çocuğun hayatından koskoca bir parça kopar.

MADENCİ İŞE ÖLMEYE GİTMİYOR

Bunu artık çok net söylemek gerekiyor.

Madenci işe ölmeye gitmiyor.

Madenci ekmeğini kazanmak için gidiyor.

Çocuğunun okul masrafını karşılamak için gidiyor.

Evine helal lokma götürmek için gidiyor.

Ailesinin geleceğini kurmak için gidiyor.

Ve vardiyası bittiğinde tek bir şey istiyor:

Eve dönmek.

Madencilik dünyanın en zor ve riskli mesleklerinden biri olabilir. Fakat bir mesleğin riskli olması, insan hayatının gözden çıkarılabileceği anlamına gelmez.

Tam tersine…

Risk ne kadar büyükse sorumluluk da o kadar büyük olmalıdır.

Madenci, “Bu iş zaten tehlikeli” denilerek ölüme gönderilecek insan değildir.

MADENCİNİN HAKKI SADECE MAAŞ DEĞİL

Madencinin hakkı denildiğinde yalnızca ücret konuşulmamalı.

Güvenli ve sağlıklı çalışma ortamı hakkı vardır.

İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmasını isteme hakkı vardır.

Riskler konusunda bilgilendirilme ve eğitim alma hakkı vardır.

Gerekli koruyucu ekipmanların sağlanması hakkı vardır.

Ciddi ve yakın tehlike karşısında, mevzuatın öngördüğü şartlarda çalışmaktan kaçınma hakkı vardır.

Bunların hiçbiri işçiye verilen bir lütuf değildir.

Bunlar işçinin hakkıdır.

Madenci hakkını istediğinde karşısında “Beğenmiyorsan çalışma” anlayışını görmemeli.

Çünkü onun pazarlık konusu yaptığı şey yalnızca maaşı değildir.

Hayatıdır.

DENETİM KAĞIT ÜZERİNDE KALMAMALI

Asıl meselelerden biri de burada başlıyor.

Denetim gerçekten yapıldı mı?

Riskler gerçekten tespit edildi mi?

Tespit edilen eksiklikler gerçekten giderildi mi?

İşçilerin uyarıları dikkate alındı mı?

Acil durum planları gerçekten uygulanabilir durumda mıydı?

İş güvenliği kuralları sahada gerçekten uygulanıyor muydu?

Bunların tamamı soruşturulmalı.

Çünkü denetim yalnızca bir evrakın imzalanması değildir.

Denetim, insan hayatını korumaktır.

Bir eksiklik görülüyorsa giderilmelidir.

Bir risk varsa ortadan kaldırılmalıdır.

Bir uyarı varsa dikkate alınmalıdır.

Çünkü bugün görmezden gelinen bir eksiklik, yarın bir ailenin kapısına ölüm haberi olarak dayanabilir.

“KADER” DEYİP GEÇMEK KOLAY

Her facianın ardından “kader” kelimesini kullanmak kolay.

Ama kader diyerek sorulması gereken soruların üzerini örtemeyiz.

Eğer ihmal varsa ortaya çıkarılmalı.

Eğer denetim eksikliği varsa tespit edilmeli.

Eğer kurallar ihlal edilmişse hukuk işletilmeli.

Eğer birilerinin sorumluluğu varsa, bu sorumluluk hukukun önünde değerlendirilmelidir.

Burada mesele intikam değildir.

Mesele adalettir.

Çünkü adalet yalnızca hayatını kaybeden madenci için değil, onun geride bıraktığı aile için de gereklidir.

BİR MADENCİ OCAĞA TEK BAŞINA İNMEZ

Bir madenci vardiyaya indiğinde aslında ailesinden de bir parça yanında iner.

Arkasında bir eş bırakır.

Bir çocuk bırakır.

Bir anne bırakır.

Bir baba bırakır.

Akşam eve dönmesini bekleyen insanlar bırakır.

Bu yüzden madencinin başına gelen, yalnızca onun başına gelmez.

Bir ailenin başına gelir.

Bir baba göçük altında kaldığında sadece bir işçi kaybolmaz.

Bir çocuk babasını kaybeder.

Bir kadın eşini kaybeder.

Bir anne evladını kaybeder.

Bir evin ışığı eksilir.

Ve o eksiklik, yıllar geçse bile tamamen kapanmaz.

BİR ÇOCUĞUN BABASINI KAYBETMESİ İSTATİSTİK OLAMAZ

Cenazedeki o çocukların görüntülerini unutamıyorum.

Bir tabutun başında duran küçücük bir çocuk…

Etrafındaki herkes ağlıyor.

O da ağlıyor.

Belki babasının artık gelmeyeceğini henüz tam olarak kavrayamıyor.

Ama o çocuk büyüyecek.

Bir gün babasının fotoğraflarına bakacak.

Okul gösterisinde babasını arayacak.

Doğum gününde babasını arayacak.

Hayatındaki önemli günlerde onun eksikliğini hissedecek.

Belki bir gün kendi çocuğu olduğunda babasını düşünecek.

Bir maden faciasının gerçek bedeli işte burada başlıyor.

Ve bu bedeli hiçbir üretim rakamıyla ölçemezsiniz.

MADENCİ SADECE BİR ÜRETİM RAKAMI DEĞİLDİR

Bir madencinin kaç ton kömür çıkardığını konuşuyoruz.

Bir de şu soruyu soralım:

Kaç madenci bugün evine sağ salim döndü?

Asıl başarı budur.

Çünkü üretim yeniden yapılabilir.

Zarar telafi edilebilir.

Eksik kalan tonaj tamamlanabilir.

Ama…

Ölen insan geri gelmez.

Bir baba geri gelmez.

Bir eş geri gelmez.

Bir evlat geri gelmez.

Bir çocuğun hayatındaki o boşluk hiçbir zaman tamamen dolmaz.

O BABALARIN KOŞUŞUNU UNUTMAYALIM

Göçüğün olduğu yere doğru koşan babaları unutmayalım.

Eşinin haberini bekleyen kadınları unutmayalım.

Ocağın önünde sabaha kadar bekleyen aileleri unutmayalım.

Ve en önemlisi…

Cenazede babasının tabutuna bakan o masum çocukları unutmayalım.

Çünkü onlar bu ülkeye hiçbir şey söylemeden çok ağır bir soru soruyor:

“BABAMIN EVE SAĞ SALİM DÖNMESİNİ SAĞLAMAK NEDEN BU KADAR ZOR?”

İşte bu sorunun cevabı verilmek zorunda.

Eğer ihmal varsa ortaya çıkarılmalı.

Eğer kusur varsa tespit edilmeli.

Eğer sorumluluk varsa hukuk önünde hesap sorulmalı.

Ve bütün bunlar şeffaf biçimde yapılmalı.

Çünkü toplumun istediği intikam değil.

Gerçek.

Adalet.

Bir daha başka bir çocuğun aynı tabutun başında ağlamaması.

SON SÖZÜM

Haber birkaç gün sonra gündemden düşebilir.

Yeni olaylar yaşanabilir.

Yeni başlıklar atılabilir.

Ama o aileler için hayat bir daha eskisi gibi olmayacak.

Biz gündemi değiştirebiliriz.

Onlar hayatlarını değiştirmek zorunda kalacak.

İşte aradaki fark bu kadar büyük.

Bu nedenle madencilerin yaşadığı sorunları yalnızca facia olduğunda konuşmayalım.

Madenci ölmeden önce konuşalım.

Haklarını ölmeden önce konuşalım.

İş güvenliğini ölmeden önce konuşalım.

Denetimi ölmeden önce konuşalım.

Çünkü önemli olan cenazede hesap sormak değil…

Cenazeye gerek kalmayacak bir çalışma düzeni kurabilmektir.

Madenci, yerin yüzlerce metre altına ekmek parası kazanmak için iner.

Onun üzerinde ise onu bekleyen bir hayat vardır.

Bir ev vardır.

Bir eş vardır.

Bir anne vardır.

Bir baba vardır.

Ve belki de kapının arkasında babasının eve gelmesini bekleyen küçücük bir çocuk vardır.

İşte madencinin en temel hakkı budur:

AKŞAM OLDUĞUNDA EVE DÖNEBİLMEK.

Çünkü hiçbir üretim hedefi…

Hiçbir tonaj…

Hiçbir maliyet hesabı…

Bir çocuğun babasından daha değerli değildir.

Ve artık şu cümleyi yalnızca facia olduğunda değil, her gün hatırlamak zorundayız:

MADENCİ ÖLMEYE ÇALIŞMAZ.

MADENCİ EVE DÖNMEK İÇİN ÇALIŞIR.

Hüzünlü kalemimle bu satırları bitirirken tek bir dileğim var:

Bir daha hiçbir baba göçüğe doğru çaresizce koşmasın.

Bir daha hiçbir kadın eşinin haberini almak için maden ocağının kapısında beklemesin.

Bir daha hiçbir anne evladının tabutuna sarılmasın.

Ve en önemlisi…

Hiçbir çocuk, babasının tabutuna bakarak büyümek zorunda kalmasın.

Çünkü bir insanın eve dönmesi bu ülkede bir lütuf değil…

EN TEMEL HAKTIR...

madencinin- canı -kaç -lira

0

BEĞENDİM

ABONE OL